alanlarda haykırdık sağda solda dillendirdik sonunda olduğunu da ispatladı bilim insanları, evet başka bir dünya mümkün olmaya devam ediyormuş, şimdiki yaşadığımız dünyaya uzak ama, zaten yaşadığımız dünyanın da fazla ömrü kalmadı.
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/05/son/sonyas17.asp
Amerikalı astronomlar, dünyaya 424 ışık yılı uzakta yeni bir "Dünya" oluşumunu tespit ettiklerini duyurdular. Bir toz yoğunlaşması olduğu belirtilen "dünya benzeri gezegen", 'HD113766' adlı yıldızın yörüngesinde bulunuyor. Bilim adamlarına göre henüz genç olduğu belirtilen oluşum, yeni bir dünya olmaya çok uygun. Güneş benzeri yıldızların etrafında çok ender görünen bu tip toz oluşumları, ilerde oluşacak gezegende su ve hayat olma ihtimalini de artırıyor. Ayrıca bu toz kemerinde bulunan kaya parçaları Dünya'da bulunan materyallerle büyük benzerlikler taşıyor. Bilim adamları yeni oluşum için, "Herşey yeni bir dünya yaratmak için tamamen doğru gözüküyor. Bunun olabileceğini düşünmek bile heyecan verici" diyor. Tahminlere göre gezegenin tamemen oluşması yaklaşık 100 milyon yıl sürecek. İlk yaşam formlarının belirmeye başlaması için ise 1 milyar yıl beklemek gerekecek. "Gezegen avcısı" olarak nitelendirilen bilim adamı grubu, bugüne kadar Güneş sistemi dışında 250'den fazla gezegen keşfetti. Yeni oluşumla ilgili tespit edilen detaylar, Astrophysical Journal dergisinin gelecek sayısında yayınlanacak. (AFP)
5 Ekim 2007 Cuma
26 Eylül 2007 Çarşamba
imajı ılımlı islamcı oldu, üslubu 'elhamdülillah laikiz'


üstteki resimde Birgün Gazetesi yazarı Melih Pekdemir'in yeni imajı ayan beyan ortada, alttaki resimde ise Resul Tosun durmakta. Resul Tosun, Yeni Şafak Gazetesi'nin köşe yazarı ve aynı zamanda AKP Tokat milletvekili. şimdi ne alaka insan insana benzer denilebilir. ne kadar post-modern zamanlar sözü etse de imajlar çağının azizliğine uğramış Melih Pekdemir. Yoksa son yazılarında islamcılarla uğraşan tahlillerde bulunan Pekdemir'in bilinçaltında acaba bu ılımlı islamcı imajının kendisine verdiği baskı olmuş olmasın. neyse post most bilmeyiz ama Melih Pekdemir bize yine alınmasın ne de olsa Özgürlükçü Sosyalizm insanın kendisine yakışanı giymesidir diyoruz. Olmamış diyoruz Melih Abi, çıkar o gözlükleri bari.
işte Melih Pekdemir'in Birgün'deki yazısı: http://www.birgun.net/index.php?sayfa=73&view_author=67&article=10564
bu da Yeni Şafak Gazetesi Resul Tosun'un kişisel web sitesi: http://www.resultosun.com/anasayfa.asp
buyrun iki resimdeki yedi farkı bulmaya.
parçala behçet vardı bir zamanlar
24 Eylül 2007 Pazartesi
TEMBELLİK YOK, AYLAKLIĞA DEVAM!
-de te fabula narratur-
Yaşamda ‘gelecek kaygısını’ iliklerinde bir paranoya olarak hissetmeyen bünye aylaklıktan çekinmez. Aylaklık etme halini kesinlikle tembellikle birbirine karıştırmaz. Bu kavramlar TDK sözlüğünde ne kadar iç içe geçmiş gibi gözükseler de aslı öyle değildir. Sistem tarafından bize öyle kavratılmak istenmektedir. İşi yaratan sistem olduğu gibi işsizliği yaratanın da kendisi sistemdir. Sistemin çalışma potansiyelindeki bireyi işsiz bırakmasını nasıl aylaklık ile bir tutabiliriz. Aylaklık, insanın yaşamda kendisine dayatılan karşısında seçtiği bir eylemdir. Ne kadar yaşama kaygısı önünde dursa da kişi zaman zaman ya da tercih edeceği süre kadar bu durumu seçebilir. Yaşam kültürü, hayattan beklentileri, zevkleri aylak kalma süresini belirleyen ana etmenlerdir. Sınıfsal pozisyonu ana etmen gibi gözükse de diğerlerinin yanında aldatıcı bir ara etmendir. Boş zamanında son model aracıyla saatlerce trafiğe takılan bir burjuva belki de sokakta yatan evsiz bir aylaktan daha fazla sinir olur yağan yamura. Aylaklık ile tembelliği iç içe geçirerek, insanların aylaklık etme halinden ürkmesini isteyen sistem tüketimden haz alan tembelliği aylaklığın yerine koymak istemektedir. Boş zaman diye bize sunulan zaman dilimi aslında sistem tarafından pazara dönüştürülmüştür. ‘Boş zamanlarında ne yaparsın?’ sorusuna, kitap satın alırırm, sinema bileti satın alırım, spor merkezinin taksidini öderim, yılda iki kez kullandığım oltayı satın alırım diye cevap vermek belki daha gerçekçidir.
Aylaklık; kişinin rızası ile belirlediği ‘iş’in olması, tembellik ise yapacağın işten kaytarmak, yapmayı istememek olarak ayrılmalıdır. Aylak insan hiçbir zaman aylaklıktan kaytarmaz. Zevk alıyordur çünkü aylaklıktan onun için sıkılmaz. Saatlerce diğer aylak arkadaşlarıyla bir kitapçının önünde oturup gelip geçen insanlara bakıp saatlerce sohbet edebilir. Amaçsızca kentin caddelerinde yürüyüp, almayacağı nesnelerin fiyatını sorabilir. Yapacak işinin olmaması bir nevi özgürlüğüdür. Kısacası tembellikte yapılacak bir iş (dayatılmış), o işten sıkılma durumu ve o eylemden kaçış olduğu gibi, aylaklıkta ise dayatılmayan iş ve eyleme koşma hali mevcuttur. Tembellikte yapılacak, yapılması gereken görevler es geçilirken, aylaklıkta kişi kendi rızasıyla belirlediği görevin üstüne gider ve bundan keyif alır. Tembel üşengeçtir, aylak ise kendini mutlu edecek hedefe -bu görev diğer insanlar için çok saçma görülse de-
yürümekten üşenmez.
Tekelci Sermaye kitabının sonuna doğru Paul Sweezy ve Paul Baran sistemin irrasyonelliğini irdelerken şunları söylemektedir;
“...Boş zaman geleneksel olarak ‘eğlence’ yani zihinsel ya da fiziksel enerjisinin zorunlu olarak bağlandığı işten uzaklaşıp, gerçekten ilgi duyulan alanlara yöneltilmesi çerçevesinde ele alınmıştır. Bununla birlikte şimdi boş zaman tercihi de değişikliğe uğramıştır. Erich Fromm’un da gözlemlediği gibi, boş zaman, edilgenlik, tembellikle geçirilen zamanla eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Boş zaman artık bir kimsenin işinde yapmak zorunda olduğu işten ayrı olarak, yapmak istediği işle uğraşması değil, hiçbir iş yapmaması anlamına gelmektedir. Bir şey yapmamanın nedeni, kısmen insani olarak ilgili şeylerin çok az olmasındandır. Ancak, belki de bunun asıl nedeni, kapitalist bir toplumdaki yaşamın boşluk ve amaçsızlığının bir şeyler yapma arzusunu köreltmesidir.
...Boş zaman her tür neşenin ortadan kalktığı, işin uzantısı durumuna döndüğü, boşluğun, yorgunluğun ve tembelliğin insanı sarıp sarmaladığı bir zaman haline gelirse, özgürlüğün bu inandırıcı gücünden ve özgürlüğe doğru bu gelişmeden geriye ne kalmıştır? Bir günü ve bir haftayı izleyen şey, başıboş bir can sıkıntısı olduktan sonra, çalışmanın zorluğuna, baskısına ve kendi kendini yadsımasına katlanmakta ne gibi bir rasyonalite vardır?”
Sistemin üzerimizde yarattığı ‘gelecek kaygısı’ paranoyasından sıyrılabilirsek aylaklık ile tembelliği de birbirine karıştırmaktan kurtuluruz. Yazılması gereken ‘Aylaklığın Manifestosu’ olmalıdır. Zira sistem yıkıldığında hiç üşenmeden bütün cadde ve sokakları dolaşıp onlara yeni isimler verebilirim ve bundan hiç sıkılmam. Tembellik algısı sisteme entegre olan bireyin içine düştüğü yanılsamadır. Onun için tembellik yok, aylaklığa devam!
Yaşamda ‘gelecek kaygısını’ iliklerinde bir paranoya olarak hissetmeyen bünye aylaklıktan çekinmez. Aylaklık etme halini kesinlikle tembellikle birbirine karıştırmaz. Bu kavramlar TDK sözlüğünde ne kadar iç içe geçmiş gibi gözükseler de aslı öyle değildir. Sistem tarafından bize öyle kavratılmak istenmektedir. İşi yaratan sistem olduğu gibi işsizliği yaratanın da kendisi sistemdir. Sistemin çalışma potansiyelindeki bireyi işsiz bırakmasını nasıl aylaklık ile bir tutabiliriz. Aylaklık, insanın yaşamda kendisine dayatılan karşısında seçtiği bir eylemdir. Ne kadar yaşama kaygısı önünde dursa da kişi zaman zaman ya da tercih edeceği süre kadar bu durumu seçebilir. Yaşam kültürü, hayattan beklentileri, zevkleri aylak kalma süresini belirleyen ana etmenlerdir. Sınıfsal pozisyonu ana etmen gibi gözükse de diğerlerinin yanında aldatıcı bir ara etmendir. Boş zamanında son model aracıyla saatlerce trafiğe takılan bir burjuva belki de sokakta yatan evsiz bir aylaktan daha fazla sinir olur yağan yamura. Aylaklık ile tembelliği iç içe geçirerek, insanların aylaklık etme halinden ürkmesini isteyen sistem tüketimden haz alan tembelliği aylaklığın yerine koymak istemektedir. Boş zaman diye bize sunulan zaman dilimi aslında sistem tarafından pazara dönüştürülmüştür. ‘Boş zamanlarında ne yaparsın?’ sorusuna, kitap satın alırırm, sinema bileti satın alırım, spor merkezinin taksidini öderim, yılda iki kez kullandığım oltayı satın alırım diye cevap vermek belki daha gerçekçidir.
Aylaklık; kişinin rızası ile belirlediği ‘iş’in olması, tembellik ise yapacağın işten kaytarmak, yapmayı istememek olarak ayrılmalıdır. Aylak insan hiçbir zaman aylaklıktan kaytarmaz. Zevk alıyordur çünkü aylaklıktan onun için sıkılmaz. Saatlerce diğer aylak arkadaşlarıyla bir kitapçının önünde oturup gelip geçen insanlara bakıp saatlerce sohbet edebilir. Amaçsızca kentin caddelerinde yürüyüp, almayacağı nesnelerin fiyatını sorabilir. Yapacak işinin olmaması bir nevi özgürlüğüdür. Kısacası tembellikte yapılacak bir iş (dayatılmış), o işten sıkılma durumu ve o eylemden kaçış olduğu gibi, aylaklıkta ise dayatılmayan iş ve eyleme koşma hali mevcuttur. Tembellikte yapılacak, yapılması gereken görevler es geçilirken, aylaklıkta kişi kendi rızasıyla belirlediği görevin üstüne gider ve bundan keyif alır. Tembel üşengeçtir, aylak ise kendini mutlu edecek hedefe -bu görev diğer insanlar için çok saçma görülse de-
yürümekten üşenmez.
Tekelci Sermaye kitabının sonuna doğru Paul Sweezy ve Paul Baran sistemin irrasyonelliğini irdelerken şunları söylemektedir;
“...Boş zaman geleneksel olarak ‘eğlence’ yani zihinsel ya da fiziksel enerjisinin zorunlu olarak bağlandığı işten uzaklaşıp, gerçekten ilgi duyulan alanlara yöneltilmesi çerçevesinde ele alınmıştır. Bununla birlikte şimdi boş zaman tercihi de değişikliğe uğramıştır. Erich Fromm’un da gözlemlediği gibi, boş zaman, edilgenlik, tembellikle geçirilen zamanla eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Boş zaman artık bir kimsenin işinde yapmak zorunda olduğu işten ayrı olarak, yapmak istediği işle uğraşması değil, hiçbir iş yapmaması anlamına gelmektedir. Bir şey yapmamanın nedeni, kısmen insani olarak ilgili şeylerin çok az olmasındandır. Ancak, belki de bunun asıl nedeni, kapitalist bir toplumdaki yaşamın boşluk ve amaçsızlığının bir şeyler yapma arzusunu köreltmesidir.
...Boş zaman her tür neşenin ortadan kalktığı, işin uzantısı durumuna döndüğü, boşluğun, yorgunluğun ve tembelliğin insanı sarıp sarmaladığı bir zaman haline gelirse, özgürlüğün bu inandırıcı gücünden ve özgürlüğe doğru bu gelişmeden geriye ne kalmıştır? Bir günü ve bir haftayı izleyen şey, başıboş bir can sıkıntısı olduktan sonra, çalışmanın zorluğuna, baskısına ve kendi kendini yadsımasına katlanmakta ne gibi bir rasyonalite vardır?”
Sistemin üzerimizde yarattığı ‘gelecek kaygısı’ paranoyasından sıyrılabilirsek aylaklık ile tembelliği de birbirine karıştırmaktan kurtuluruz. Yazılması gereken ‘Aylaklığın Manifestosu’ olmalıdır. Zira sistem yıkıldığında hiç üşenmeden bütün cadde ve sokakları dolaşıp onlara yeni isimler verebilirim ve bundan hiç sıkılmam. Tembellik algısı sisteme entegre olan bireyin içine düştüğü yanılsamadır. Onun için tembellik yok, aylaklığa devam!
14 Eylül 2007 Cuma
bir orkestranın farklı enstrümanlarıyız
merhaba
devrim; dile dolanan bir şarkı haline gelene, tüm minübüslerde çalınana kadar ses verecek bir zeminin ilk notasıdır bu yazı. işimiz zor gibi gözükse de her yazının bir nota olacağını ve her notayı verenin de farklı enstrümanlar olacağını hesap edersek ortaya sonunda çok güzel bir şarkı çıkacak ve tüm dünyada dilden dile dolanacaktır. enstrümanlarının zenginliği başta curcuna gibi gözükse de aslında çok sesli bir ahenk ile ruhumuzun derinliklerine işleyecektir. şimdi bize düşen fikrimizi portreye dizme görevidir. isteyen arada es verme özgürlüğüne sahiptir. çünkü devrim şarkımız içinde esleri inişleri çıkışları da barındırır. ama kesinlikle tek sesli olmayacaktır. tek sesli, tek enstrümanlı şarkıyı 12 Eylül 1980'den hatırlayabiliriz. devrim ile darbe arasında fark işte burada yatar. devrim şarkısını yapanlar belki dinleyemeyecek sonunda fakat dünya da yankılanarak durmadan devam edecek. 'curcunalı sosyalizm' kavramını yaratacak olan şey periyotsuz olarak yazılan yazıların zenginliğiyle ortaya çıkacaktır. hepimize kolay gelsin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
