-de te fabula narratur-
Yaşamda ‘gelecek kaygısını’ iliklerinde bir paranoya olarak hissetmeyen bünye aylaklıktan çekinmez. Aylaklık etme halini kesinlikle tembellikle birbirine karıştırmaz. Bu kavramlar TDK sözlüğünde ne kadar iç içe geçmiş gibi gözükseler de aslı öyle değildir. Sistem tarafından bize öyle kavratılmak istenmektedir. İşi yaratan sistem olduğu gibi işsizliği yaratanın da kendisi sistemdir. Sistemin çalışma potansiyelindeki bireyi işsiz bırakmasını nasıl aylaklık ile bir tutabiliriz. Aylaklık, insanın yaşamda kendisine dayatılan karşısında seçtiği bir eylemdir. Ne kadar yaşama kaygısı önünde dursa da kişi zaman zaman ya da tercih edeceği süre kadar bu durumu seçebilir. Yaşam kültürü, hayattan beklentileri, zevkleri aylak kalma süresini belirleyen ana etmenlerdir. Sınıfsal pozisyonu ana etmen gibi gözükse de diğerlerinin yanında aldatıcı bir ara etmendir. Boş zamanında son model aracıyla saatlerce trafiğe takılan bir burjuva belki de sokakta yatan evsiz bir aylaktan daha fazla sinir olur yağan yamura. Aylaklık ile tembelliği iç içe geçirerek, insanların aylaklık etme halinden ürkmesini isteyen sistem tüketimden haz alan tembelliği aylaklığın yerine koymak istemektedir. Boş zaman diye bize sunulan zaman dilimi aslında sistem tarafından pazara dönüştürülmüştür. ‘Boş zamanlarında ne yaparsın?’ sorusuna, kitap satın alırırm, sinema bileti satın alırım, spor merkezinin taksidini öderim, yılda iki kez kullandığım oltayı satın alırım diye cevap vermek belki daha gerçekçidir.
Aylaklık; kişinin rızası ile belirlediği ‘iş’in olması, tembellik ise yapacağın işten kaytarmak, yapmayı istememek olarak ayrılmalıdır. Aylak insan hiçbir zaman aylaklıktan kaytarmaz. Zevk alıyordur çünkü aylaklıktan onun için sıkılmaz. Saatlerce diğer aylak arkadaşlarıyla bir kitapçının önünde oturup gelip geçen insanlara bakıp saatlerce sohbet edebilir. Amaçsızca kentin caddelerinde yürüyüp, almayacağı nesnelerin fiyatını sorabilir. Yapacak işinin olmaması bir nevi özgürlüğüdür. Kısacası tembellikte yapılacak bir iş (dayatılmış), o işten sıkılma durumu ve o eylemden kaçış olduğu gibi, aylaklıkta ise dayatılmayan iş ve eyleme koşma hali mevcuttur. Tembellikte yapılacak, yapılması gereken görevler es geçilirken, aylaklıkta kişi kendi rızasıyla belirlediği görevin üstüne gider ve bundan keyif alır. Tembel üşengeçtir, aylak ise kendini mutlu edecek hedefe -bu görev diğer insanlar için çok saçma görülse de-
yürümekten üşenmez.
Tekelci Sermaye kitabının sonuna doğru Paul Sweezy ve Paul Baran sistemin irrasyonelliğini irdelerken şunları söylemektedir;
“...Boş zaman geleneksel olarak ‘eğlence’ yani zihinsel ya da fiziksel enerjisinin zorunlu olarak bağlandığı işten uzaklaşıp, gerçekten ilgi duyulan alanlara yöneltilmesi çerçevesinde ele alınmıştır. Bununla birlikte şimdi boş zaman tercihi de değişikliğe uğramıştır. Erich Fromm’un da gözlemlediği gibi, boş zaman, edilgenlik, tembellikle geçirilen zamanla eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Boş zaman artık bir kimsenin işinde yapmak zorunda olduğu işten ayrı olarak, yapmak istediği işle uğraşması değil, hiçbir iş yapmaması anlamına gelmektedir. Bir şey yapmamanın nedeni, kısmen insani olarak ilgili şeylerin çok az olmasındandır. Ancak, belki de bunun asıl nedeni, kapitalist bir toplumdaki yaşamın boşluk ve amaçsızlığının bir şeyler yapma arzusunu köreltmesidir.
...Boş zaman her tür neşenin ortadan kalktığı, işin uzantısı durumuna döndüğü, boşluğun, yorgunluğun ve tembelliğin insanı sarıp sarmaladığı bir zaman haline gelirse, özgürlüğün bu inandırıcı gücünden ve özgürlüğe doğru bu gelişmeden geriye ne kalmıştır? Bir günü ve bir haftayı izleyen şey, başıboş bir can sıkıntısı olduktan sonra, çalışmanın zorluğuna, baskısına ve kendi kendini yadsımasına katlanmakta ne gibi bir rasyonalite vardır?”
Sistemin üzerimizde yarattığı ‘gelecek kaygısı’ paranoyasından sıyrılabilirsek aylaklık ile tembelliği de birbirine karıştırmaktan kurtuluruz. Yazılması gereken ‘Aylaklığın Manifestosu’ olmalıdır. Zira sistem yıkıldığında hiç üşenmeden bütün cadde ve sokakları dolaşıp onlara yeni isimler verebilirim ve bundan hiç sıkılmam. Tembellik algısı sisteme entegre olan bireyin içine düştüğü yanılsamadır. Onun için tembellik yok, aylaklığa devam!
24 Eylül 2007 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder